Sihir ve büyü kavramları, insanlık tarihi boyunca merak edilen ve çoğu zaman güç, kontrol ve gizem arayışıyla ilişkilendirilen alanlar olmuştur. İslâm ise bu konuyu çok net ve açık bir şekilde ele alır: Sihir, kişinin hem dünya hem de ahiret hayatını tehlikeye atan büyük günahlardandır. Müslüman için sihir; oyun, merak veya “deneme” konusu değil; kaçınılması gereken bir haramdır.
Genel anlamda sihir; gizli yollarla, cinlerin yardımıyla veya haram vesilelerle insanın aklını, kalbini, iradesini etkilemeye çalışmaktır. Kimi zaman eşler arasına soğukluk sokmak, kimi zaman birini hasta etmek, kimi zaman da birini kendine bağlamak gibi amaçlarla yapılır.
Burada bir ayrım yapmak gerekir: El çabukluğu, sahne gösterisi, hokkabazlık gibi şeyler, sadece göz yanıltmasına dayanan illüzyonlardır. Bunlar gerçek anlamda “sihir” sayılmaz; ancak yine de Müslüman insanın, kalpleri bulandıran, günaha kapı aralayan ortamlardan uzak durması daha edeplidir.
Kur’an-ı Kerim’de sihirden bahseden ayetler vardır. Özellikle Bakara suresinde Babil’de yaşayan Harut ve Marut kıssası anlatılır; orada sihrin insanları eşleri arasını bozan, fitneye sürükleyen bir imtihan aracı olduğuna dikkat çekilir. Peygamberimiz ﷺ de “helak edici yedi büyük günah”tan söz ederken, sihri bu günahların arasında saymıştır.
Bu çerçevede sihir:
Günümüzde bile pek çok insan, sıkıntılarını çözmek için “büyü bozan hoca”, “bağlama yapan kişi”, “aşk muskası”, “iş açma duası” gibi isimler altında dolaşan haram yolların peşine düşebiliyor. Bunun temel sebeplerinden bazıları şunlardır:
Hâlbuki mümin bilir ki rızık da, kalplerin yönelişi de, şifa da sadece Allah’ın elindedir. Haram bir yol, asla helal bir hedefe götürmez.
İlim ehlinin büyük çoğunluğu, sihrin haram olduğu konusunda ittifak etmiştir. Sihir yapan da yaptıran da büyük günaha girer. Kimi âlimler, sihrin bazı türlerinin insanı dinden çıkaracak kadar ağır olduğunu söylemişlerdir; özellikle Allah’tan başkasına ibadet içeren, cinlere kurban kesmeyi, Kur’an’ı hor görmeyi, dinî değerleri çiğnemeyi gerektiren sihir türleri böyledir.
Bu nedenle:
İslâm, sihrin etkisini tamamen yok saymaz; fakat müminin korunması için güçlü zırhlar öğretir. Bunların başlıcaları şunlardır:
Sihir varsa, bu gerçek bir imtihandır; fakat Allah’ın izniyle çözümü de vardır. Güvenilir, ilim sahibi, itikadı sağlam kimselerin yaptığı ruqye, Kur’an tilaveti, dua ve istiğfar, kişinin Rabbine daha çok yönelmesi bu çözüm yollarındandır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, şarlatanlardan kaçınmaktır. Ücretini önceden pazarlayan, insanların korkularını sömüren, anlamsız semboller çizen, anlaşılmayan kelimeler söyleyen, Kur’an haricinde garip sözler kullanan kimseler ruqye ehli değil; nefsini besleyen tüccarlardır.
Daha önce sihirle uğraşmış, birilerine büyü yaptırmış veya bu tarz kimselere gitmiş bir mümin için de çıkış kapısı kapanmış değildir. Samimi bir pişmanlık, içten bir tövbe, yapılan yanlışlardan tamamen vazgeçme kararı ve varsa haksızlıkların telafisi, kul ile Rabbi arasındaki bağı yeniler.
Unutulmamalıdır ki asıl “gizli ilim”; insanın kalbini Allah’ın rızasına bağlayan, kişiyi haramlardan uzaklaştıran ilimdir. Sihir ise ilim değil, zulme ve karanlığa açılan bir kapıdır. Mümin, bu kapıyı sonsuza dek kapalı tutar.