Nazar ve ruqye, Müslümanların günlük hayatında sıkça konuştuğu kavramlardandır. Bir yandan “nazar değdi” denilerek pek çok olay açıklanmaya çalışılır; diğer yandan Kur’an okumak ve dua etmek suretiyle manevi tedavi yolları aranır. Bu konuyu dengeli ve sahih bir bakışla ele almak, hem kalbi rahatlatır hem de yanlış uygulamalardan korur.
Nazar; bir insanın, çoğu zaman hayranlıkla karışık bakışı sebebiyle başkasına zarar vermesi anlamında kullanılır. İslâm kaynaklarında “göz değmesi”nin gerçek olduğu ifade edilir. Ancak nazarı, hayatın merkezine oturtup her şeyi ona bağlamak doğru değildir.
Unutulmaması gereken temel nokta şudur: Asıl tesir sahibi yalnızca Allah’tır. Nazar, ancak O’nun izin verdiği ölçüde etki gösterebilir. Bu bakımdan nazar korkusu, müminin kalbinde Allah korkusunun önüne geçmemelidir.
Ruqye; Kur’an ayetleri, sahih dualar ve anlaşılır, içinde şirk unsuru bulunmayan sözlerle yapılan manevi tedaviye verilen isimdir. Peygamberimiz ﷺ döneminde sahabiler; Fâtiha suresini okuyarak hasta olanlara ruqye yapmış, buna karşılık ücret alma meselesini dahi Resûlullah’a soracak kadar hassas davranmışlardır.
Âlimler, ruqyenin caiz olması için bazı ölçüler belirlemişlerdir:
Peygamberimizin tavsiyeleri ışığında, nazardan ve benzeri manevi zararlardan korunmak için şu adımlar önemlidir:
Bazen insanlar, karşılaştıkları her zorlukta “nazar değdi” diyerek sorumluluktan kaçabilirler. Oysa mümin, önce sebepleri araştırmalı, kendi hatasını görmeye çalışmalı, tedbirini almalı; sonra da sonucu Allah’a havale etmelidir.
Örneğin:
Bu yüzden nazarı tamamen inkâr etmek de, her şeyi ona bağlamak da dengesizdir. Orta yol; varlığını kabul edip, tedbirimizi alırken sorumluluğumuzu da unutmamaktır.
Eğer bir kimseye ruqye yaptırmak gerekiyorsa, şu ölçüler göz önünde bulundurulmalıdır:
İster nazar, ister başka bir sıkıntı olsun; ruqyenin de, ilacın da, doktorun da ötesinde şifayı veren yalnız Allah’tır. Bu inancı kalbin merkezine yerleştiren bir mümin için ruqye; gizemli ve korkutucu bir mesele olmaktan çıkar, tevekkül dolu bir dua yoluna dönüşür.
Nihayetinde mümin; sabah-akşam zikirlerine devam ederek, helale dikkat ederek, kalbini hasetten ve kibirden arındırarak hem nazarın hem de başka manevi zararların etkisini en aza indirmeye çalışır. Çünkü en büyük koruma, Allah’a yakınlıktır.