← Ana Sayfaya Dön

Bid'atler

Bid‘at, dinin aslında olmayan, Kur’an ve sahih sünnette dayanağı bulunmayan, sonradan ortaya çıkarılan inanç, söz veya uygulamalar için kullanılan bir kavramdır. Ehl-i sünnet, dinin tamamlanmış olduğunu, Allah’ın Helal ve haramı belirleme yetkisini yalnız kendisine ve Resûlü’ne verdiğini kabul eder. Bu sebeple ibadet alanında ortaya çıkarılan her yenilik, “güzel niyetle de olsa” tehlikeli bir bid‘at olabilir.

Peygamber Efendimiz, “Sonradan ortaya çıkarılan her iş bid‘attir, her bid‘at dalalettir” buyurarak bu tehlikeye dikkat çekmiştir. Burada kastedilen, din adına yapılan ve kulun Allah’a yakınlığını artırdığı iddia edilen, fakat vahye dayanmayan uygulamalardır. Mesela farz namazlara ilave yeni bir rekât icat etmek, namazın şeklini değiştirmek, İslam’ın kesin hükümlerine aykırı yeni anlayışlar getirmek bid‘attir.

Âlimler, bid‘at kavramını açıklarken bir kısım dünya işlerinde ortaya çıkan yenilikleri bu kapsamın dışında tutmuşlardır. Teknolojik aletler, eğitim yöntemleri, ulaşım vasıtaları gibi vehbî değil kesbî alanlarda yapılan yenilikler, dinin özünü değiştirmediği sürece bid‘at sayılmaz. Esas mesele, bu araçların helal veya haram işlerde kullanılmasıdır. Ehl-i sünnet, araçları değil, onların dinle ilişkisini esas alır.

Bid‘atlerin en tehlikelisi, akaid ve iman esaslarıyla ilgili olanlardır. Allah’ın sıfatlarını inkâr etmek veya aşırı yorumlara tabi tutmak, peygamberlik makamını eksiltmek veya insanlardan bazılarına peygamberlere has sıfatlar yakıştırmak, Kur’an’ın lafzı veya manası hakkında sahih naslara aykırı iddialar ortaya atmak bu türdendir. Tarihte birçok sapkın fırka, başlangıçta küçük gibi görünen bazı bid‘at fikirlerle ortaya çıkmış, zamanla İslam’ın temel esaslarından uzaklaşmıştır.

İbadetlerdeki bid‘atler ise, kişinin amellerini boşa çıkarma tehlikesi taşır. İnsan, Allah’ın emretmediği bir ibadeti büyük bir coşkuyla yaparken, aslında Resûlullah’ın sünnetini terk ediyor olabilir. Bu sebeple ehl-i sünnet âlimleri, ibadet alanında son derece titiz davranmış, “Rasulullah ve sahabe döneminde olmayan bir ibadet şekli, din adına sürekli hale getirilmemelidir” demişlerdir. Niyetin iyi olması, yanlış yöntemi meşrulaştırmaz.

Bid‘atlerden korunmanın yolu, sahih ilim öğrenmek ve sünnete sıkı sıkıya sarılmaktır. Müslüman, bir ibadet veya dua şekli duyduğunda “Bu Resûlullah’tan bize nasıl ulaşmış? Sahabeden, selef âlimlerinden buna dair bir delil var mı?” diye sormalıdır. Dinini sadece geleneklere veya kişisel rüyalara dayandırmak, bid‘atlere kapı açar. Ehl-i sünnet çizgisi ise, Kitap ve Sünnet’in sağlam yolunu esas almak, selef-i salihînin izinden gitmektir.

Bununla birlikte âlimler, toplumun maslahatına dönük bazı düzenlemeleri “bid‘at-ı hasene” başlığı altında değerlendirmişlerdir. Mesela Kur’an’ın mushaf hâlinde çoğaltılması, minarelerden ezan okunması, medrese ve vakıf gibi kurumların kurulması, dinin özünü değiştirmeyen ama ona hizmet eden yenilikler olarak görülmüştür. Buradaki ölçü şudur: Yapılan iş, dinde yeni bir ibadet ihdas etmiyor, bilakis var olan sünnetin yaşanmasını kolaylaştırıyorsa, bu bid‘at sayılmaz.

Sonuç olarak bid‘atler, dinin safiyetini bozan, zamanla hak ile batılı karıştıran ciddi tehlikelerdir. Mümin, bid‘atlerden sakınmak için ilme sarılmalı, sahih kaynaklardan beslenmeli, din büyüklerinin tecrübelerinden istifade etmelidir. Sünnete uygun bir hayat, hem dünya huzuruna hem de ahiret kurtuluşuna vesile olacaktır. En büyük şeref, Allah’ın dinine hiçbir ekleme veya eksiltme yapmadan, Resûlullah’ın getirdiği şekliyle teslim olmak ve yaşamakta gizlidir.