Kabe-i Muazzamanın içi


Makam-ı İbrahim Kabe kapısının karşısında 10 metre kadar mesafede Makam-ı İbrahim olarak bilinen cam fanusun içinde İbrahim Aleyhisselam’ın Kabeyi inşa ederken iskele olarak kullandığı rivayet edilen taş üzerinde bulunan İbrahim Aleyhisselam’ın ayak izleri beş ila altı bin yıldan fazla bir zamandan beri muhafaza edilmektedir.



Hz. İbrahim Aleyhisselam, Kabenin inşasını bitirdikten sonra oğlu İsmail Aleyhisselam ile tavafa başlangıç sırasını bildirmek için: “İsmail, bana bir taş getir de tavafın nereden başlayacağını işaret edeyim.” dedi. Hz. İsmail Aleyhisselam da Cebel-i Kubeysten bir taş alıp babasına verdi. O da tavafın başlayacağı bugünkü Kabenin köşesine taşı koydu. Taş, yumurta şeklinde 18-19 santimetre yarıçapında idi. Konduğu yer, yerden üç arşın 4 parmak yüksekliğinde idi. Böyle yükseğe konmasının sebebi ve sırrı her yerden herkesin görebilmesi için idi. Rengi vaktiyle beyaz olan bu taş, çokça istilam edildiği yani selamlanıp öpüldüğü için kırmızımsı (kırmızımsı esmer bir taş) haline gelmiştir diye rivayet edilmektedir. Hacerül-esved, melekler tarafından, peygamberler tarafından ve Efendimiz Muhammed Aleyhisselam tarafından öpülmüştür. Hacerül-Esvedi öpmek, Cenab-ı Hakkın saltanat-ı İlahiyesine kurbiyete (yakınlığa) bir işaret olması itibariyle hürmet, teslim ve ikrar manasını ifade eder. İşte bunun içindir ki, Hz. Ömer Efendimiz (ra) “Vallahi seni öpüyorum. Senin taş olduğunu, zarar ve fayda veremeyeceğini de biliyorum. Eğer Resulullahın seni öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim.” demiştir. Kabe, Huzaalıların eline geçtikten sonra, Hacer-i Esved, onların rakibi olan Cürhümlüler tarafından kaçırılıp sonradan Huzaa kabilesi tarafından yeniden ele geçirilerek tekrar yerine konulmuştur. Daha sonraları Abbasi Halifelerinden Muktedirbillah zamanında Mekkeyi zaptetmiş olan Karamite (Kırmitîler) reisi Tahir tarafından koparılıp Küfe Mescidine konulmuştu. 20 sene sonra, Halife Mutî Billah tarafından 24 bin dinar karşılığında geri alınıp Mekkeye getirilmiş, bugünkü yerine konulmuştur. Hacer-i Esved, muhtelif zamanlardaki yangınlarda kırılmıştır. Şimdi 12 parça olarak birleştirilmiştir. Ufak bir parçası Kanuni Sultan Süleyman zamanında bir Hadım Ağası tarafından İstanbula nakledilmiş, Süleymaniye civarındaki Kanuni Sultan Süleyman türbesine asılmıştır. Rivayete göre Hacer-i Esved kıyamet gününde Kabeyi tavaf edenlere şahit olacağından bunu aşk ile yapmak gerekir. Halk arasında hacdan gelenlerin avuçlarının içlerinin öpülmesi hacca gidip tavaf edenlere Hacer-i Esvedin şahitliği bir de ya öperek ya da dokunarak veya uzaktan ellerini açarak Hacer-i Esved ile temas kurmaları sebebiyledir. Çünkü hacı “elestü birabbiküm” bezmindeki ikrarı burada yenilemiş olduğundan memleketinde henüz hacca gidememiş kimselerin onu tasdik etmeleri, avucunun içini öpmeleri bundan dolayıdır.

Kâbenin kuzey doğu duvarında yerden 2 m yükseklikte Kâbenin kapısı vardır. Hacer-i Esvedin bulunduğu köşe ile Kâbe kapısı arasında kalan kısma mültezem denir. "Mültezem" kelimesi, bir şeyi üzerine gerekli kılmak, sarılmak, sarmaşmak anlamına gelen iltezeme fiilinden türemiş bir isimdir. (İ.K.) Harem bölgesine dışarıdan gelenler, Mekkeden ayrılmadan yapması vacip olan sadr/vedâ tavafının yedi şavtını da tamamladıktan sonra, zemzem kuyusuna giderek zemzemden içerler, daha sonra imkân bulurlarsa Kâbenin kapısına gelir ve eşiğini öperler. Sonra da mültezeme gelerek vücudunu Kâbeye yapıştırır, sağ yanağını da koyar ve Kâbenin örtüsüne yapışıp ağlayarak dua ederler.