Hazret-i Peygamber (s.a.s), Hazret-i Ayşeye (r.anha) ait odalarında vefat etmiş ve aynı yere defnedilmişti. Daha sonra Hazret-i Ebû Bekir (r.a) ve Hazret-i Ömer (r.a) da buraya defnedildiler. Hazret-i Hasan (r.a) Medinede vefat ettiği zaman vasiyeti üzere kardeşi Hazret-i Hüseyin (r.a) tarafından ilk önce Hücre-i Saadete götürüldü. Hazret-i Hasanın buraya defnedileceğini sanan bazı kimseler itiraz ettiler. Büyüyen tartışmalar, araya girenler tarafından yatıştırıldı ve cenaze Baki Kabristanına götürüldü. Bir daha böyle hadiseler yaşanmaması için de Hücre-i Saadetin kapısı örülerek tamamen kapatıldı. Ömer bin Abdülaziz tarafından bu odanın etrafına Kâbeye benzememesi için beşgen şeklinde bir oda daha yapıldı ve ona da kapı yeri bırakılmadı. Daha sonra perde ile örtülen bu odanın dışı parmaklık ile çevrildi. Ziyaretçiler Kabr-i Saadeti parmaklık dışından ziyaret etmekte, parmaklık içine ise yalnızca hademeleri girebilmektedir. Kabr-i Saadetin bulunduğu asıl Hücre-i Saadete girmek ise mümkün değildir. Fakat Hazret-i Hasanın vefatından beri birkaç kez tamir için Hücre-i Saadete girmek mecburiyetinde kalınmış, tamirattan sonra duvarlar tekrar örülmüştür. Hatıratlarda Hücre-i Saadet içindeki kabirlerin kırmızı renkli kum ile kaplandığı belirtilmektedir.


Ravza-i Mutahharada Namaz Kılmanın Fazileti Medinede bulunan Mescid-i Nebinin fazileti hakkında Allah elçisi şöyle buyurur: “Fazla sevap umarak, içinde namaz ve ibadet için şu üç mescid dışında hiç bir mescid için yolculuk yapmak uygun olmaz: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksâ” (Tecrid, IV,199); “Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışında, diğer mescidlerde kılınan bin namazdan (sevap yönüyle) daha hayırlıdır” (Tecrid, IV, 249). Zikredilen faziletleri bünyesinde bulunduran mescidde, Hz. Muhammed (s.a.s)in medfûn bulunduğu “Hücre-i Saadet”, Kâbe dahil yeryüzünün her noktasından, göklerden ve arştan daha üstün ve şerefli kabul edilmiştir (Tecrid, IV 258). Kabr-i saadetlerini ziyaretin faziletiyle ilgili olarak şu iki hadis zikredilir: “Kabrimi ziyaret edene şefaatim sabit bir hak olur”; “Kim ki, beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, hayatımda ziyaret etmiş gibidir” (Acluni, Keşful-Hafâ, Beyrut 1351, II, 250). Bu hadisler göz önüne alınınca, Medinede Hz. Peygamber (s.a.s)in kabrini ziyaret etmenin ve bu Mescidde namaz kılmanın sevabı kendiliğinden ortaya çıkar. Bundan dolayı müslümanlar, gerek hac ve gerekse umre için yaptıkları seyahatlarda bu mübarek yerin ziyaretine çok önem verir. Bu mescid ve kabri ziyaret, İslam âlimlerince mendûb bir amel olarak kabul edilmiştir. Öte yandan Hanefi bilginleri, mâlî durumları elverişli olan kimseler için bu ziyareti vâcib derecesinde saymışlar; bir zaruret olmaksızın terkedilmesini büyük bir gaflet ve katı yüreklilik olarak kabul etmişlerdir. Mescid-i Nebî ve kabr-i saadetin hac ibadetinden önce veya sonra ziyaret edilmesi caizdir. Ancak Medine-i Münevvere, hacının yolu üzerinde bulunmadığı takdirde yapılan hac farz ise, merkad-i saadetin hacdan sonra ziyaret edilmesi daha uygun görülmüştür. Böylece günahlardan arınılmış halde Hz. Peygamber (s.a.s)in huzuruna çıkılmış olur. Fakat Medine, Mekkeye giderken hacının yol uğrağı ise, önce Resulullahın kabr-i şerifini ziyaret etmek gerekir. Bu durumda kabr-i saadetin ziyaretini hacdan sonraya bırakmak, kişinin katı yürekli olduğuna işarettir. Eğer yapılan hac nafile ise, kabr-i saadetin hacdan önce veya sonra ziyareti arasında fark yoktur. Her hacı kendi durumuna göre hareket etme serbestisine sahiptir. Hac veya umre yapmak amacıyla Medineye gelen kişi, temiz elbiseler giyer, güzel kokular sürünür, salavât-ı şerife getirerek Mescid-i Nebiye “Bâbüs-Selâm” veya “Bâb-ı Cibril” denilen kapıların birinden girer. İki rekât “Tahıyyetül-Mescid” kılar. Eğer namazı imkan bulursa Resulullah (s.a.s)ın mihrabı yanında, mümkün olmazsa minber veya mihraba yakın bir yerde, bu da mümkün değilse “Ravza-i Mutahhara” denilen kabr-ı saadet ile minber arasında kalan kısımda kılar. Burada yer bulunamadığı takdirde Hz. Peygamber (s.a.s) zamanında yapılan Mescidin herhangi bir yerinde kılmak efdaldir. Bu da mümkün olamıyorsa, Mescidin sonradan genişletilen kısımlarında uygun bir yerde kılınabilir. Tahiyettül-mescidden sonra, bu saadete erişmesi sebebiyle iki rekât da “şükür namazı” kılar ve istediği duaları yapar. Sonra da tevâzu ve âdâbına uygun olarak Hz. Muhammed (s.a.s)in kabr-i saadetine yaklaşıp başı hizasında durarak, Resulullahın kendisini gördüğünü ve sözlerini duyduğunu düşünerek selâm verip dua okur.