Gamame Mescidi: Mescidi Nebevinin tam karşısındadır. Gamame Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hayatta iken üzerinde gezen buluta izafeten yapılmıştır. Gamame mescidinin bulunduğu yer bu bulutun mekân tuttuğu yerdir. Peygamber Efendimiz evine girdiği zaman bulut bu mescidin olduğu yere gelir. Efendimiz evden çıkıncaya kadar beklerdi. Bulutun görevi efendimizi gölgelemekti. Efendimiz vefat edince bu bulut bir hafta kadar yine burada beklemiş, sonra da kaybolup gitmiştir. Sahabe buranın kaybolmaması için küçük bir mescid yaptırmıştır. Bu mescid Yavuz Sultan Selim zamanında büyütülmüş ve yenilenmiştir. Şimdi bu haliyledir.
Hz. Ebu Bekir Mescidi Gamame Mescidine 40 m mesafededir. Mescidin olduğu yerde, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) bayram namazlarını kıldırırdı. Efendimizin vefatından sonra Ebu Bekir (R.A)de Efendimiz (SAV)’e uymak için bayram namazlarını burada kılmıştır. Mescid ilk defa Ömer bin Abdülaziz tarafından inşa edilmiştir. 1838’de Sultan II. Mahmud tarafından yenilenmiş, daha sonraki yıllardada tamiratlardan geçirilmiştir.
Mescid-i Ali: Mescid-i Ömerin az ilerisindedir. Hz. Alinin evi burası imiş.
Ömer Mescidi: Gamame mescidinin yakınındadır. Hz. Ömerin evi burada imiş. Devlet reisliğini bu evden yapmıştır.
Musabbah Mescidi Hz. Peygamber Efendimizin (sav) Mekkeden Medineye hicret yolculuğunun Medinedeki i ilk duragıdır bu mescid. Aynı zamanda Efendimizin (SAV) Medinede ilk namaz kıldığı yer. Sabaha karşı varılan bu noktada sabah namazını eda etmişlerdir. Bu yüzden (sabah varılan , sabahlanan yer manasında) ”Musabbah” denmiştir. Ayrica Ben-i ”Uneyf Mescidi” de denmektedir. Bu bölge Medinenin güney tarafındaki kenar mahallelerinden sayılmaktadır. Ensarın iki büyük kabilesinden olan Evs kabilesinden Beni Uneyf , Beni Amr ve Salim B.Avf’a ait evlerin bulunduğu ve birkısım yahudi ailelerin yaşadığı bir bölgede bulunmaktaydı. ”Musabbah Mescidi” Kuba Mescidinin Güney batısında , 400 metre kadar bir mesafededir. Bu bölgede Talha B. El-Bera isimli genç bir sahabi yaşamaktaydı. Hz Talha Efendimizi aşırı derecede seven, sürekli etrafında dolanıp Efendimize sevgisini sürekli izhar eden biriydi. Bir gün Peygamberimize: – Ya Resulallah! Ne istersen bana emret.Hiç bir emrinizi kırmam, dedi. Talha genç olduğu için onun bu sözü Peygamberimizin hoşuna gitti ve ona; – Öyleyse git babanı öldür, dedi O da Peygamber Efendimizin bu emrini yerine getirmek için hemen yerinden fırlayıp dışarı çıktı. Fakat Peygamber Efendimiz arkasından onu çağırarak; – Gel, Gel ! Ben yakınlık bağlarını çiğnetmek üzere gönderilmedim, buyurdu. Talha Radiyallahu Anh, bundan sonra hastalandı.O sırada mevsim kış idi.Peygamber Efendimiz soğuk ve bulutlu bir günde ona uğradı ve yanından kalktıktan sonra ev halkına: – Ben onda ölüm alametleri görüyorum.Öldüğü zaman bana haber verin ki, cenazesinde hazır bulunup namazını kıldırayım, dedi. Fakat Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, daha Salim b.Avf oğulları mahallesine varmamışken Talha R.a vefat etti arkasındanda gece bastı.Ayrıca kendisi de: -Beni Rabbime çabuk kavuşturmak için hemen gömün. Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ıda çağırmayın.Zira benim yüzümden Yahudilerin ( mahallesinden geçerken ) bir suikasde uğramasına korkuyorum, dediği için Peygamber Efendimiz’e haber vermeden onu gömdüler ve ancak sabah olduktan sonra Resulullah’ı haberdar ettiler. O da gidip kabri üzerinde durdu ve Ashab arkasında saf bağladıktan sonra ellerini havaya kaldırarak: – Ey Rabbim, onu güler yüz ve sevinçle karşıla, diye dua etti.
Hz. Osman Kuyusu :(Rume Kuyusu) Medineye 7-8 km. mesafede Türkiye cihetine düşen kısımdadır. Yeşillikler arasındadır. Efendimiz zamanında bu kuyu bir yahudinin malıydı. Yahudi müslümanlara karşı bu kuyunun suyunu silâh olarak kullanıyordu. Yahudi kuyuyu satılığa çıkarınca Hz. Osman malının büyük bir kısmını satarak kuyuyu satın aldı Müslümanlara bağışladı. Bu yöre halen yeşilliktir.
Minareteyn Mescidi
Medine tren istasyonunun yukarısında çift minareli ve bu özelliğinden dolayı da Minareteyn (iki minareli) diye adlandırılan güzel bir cami görürsünüz. Kısa bir süre öncesine kadar burada yine iki minareli eski bir Osmanlı mescidi bulunuyormuş. Şu an yeni yapılan caminin etrafı ise tam bir mezbelelik. Bir taraf araba otoparkı yapılmış, diğer taraf ise tamirciler tarafından işgal edilmiş. Aynı zamanda her tarafından etrafa sıvı yakıt akıtan pejmürde bir benzinlik de hemen yanı başında bulunuyor. Halbuki bunların yerinde kısa bir süre öncesine kadar muhteşem bir hurmalık varmış ve bu arazinin tümü vakıf malıymış. Zamanında bu vakfın hayvanları o kadar çokmuş ki, buraya gelen giden herkese su yerine süt dağıtırlarmış. Arazinin Peygamber Efendimiz(sas) ile ilgili kısmına gelince... Üzerinde bulunduğumuz arazi, sahabenin Bedir Savaşı’na gittikleri yolun üzerinde bulunmaktadır. O dönemde Peygamber Efendimiz(sas) sahabeyle birlikte bu arazide konaklamışlar ve buradaki kuyudan da su içmişler. Kuyu hâlâ tüm güzelliğiyle durmaktadır. Kuyunun hemen önünde, ziyaretçilerin bu mübarek suyu rahatlıkla içebilmeleri için iki oluklu bir çeşme, çeşmenin yanında bir de namazgâh var. Bu namazgâhın şirin bir mihrabı da var. Taş duvar içerisinde küçük bir girinti halinde duruyor. Ama çeşme mezbelelik içerisinde, kuyu kapalı ve namazgâh çöplük haline gelmiş. Buranın suyu bir dönemler o kadar meşhurmuş ki bu vakfın yetkilileri tarafından çevre beldelerin âmirlerine, hatta Suriye ve Lübnan’da bulunan Osmanlı valilerine bile gönderilirmiş.
Sukya Mescidi
Anberiye’de, tren istasyonunun bahçesinde beyaz kubbeli, çevre duvarları dendanlı şirin bir yapı bulunmaktadır. Adı, Sukya Mescidi. Bu isim su dağıtmaktan geliyor. Peygamber Efendimiz(sas), sahabe ile birlikte Bedir Savaşı’na giderlerken burada bütün sahabeye sadece bir kırbadan su dağıtarak bir mucize göstermişler. Ayrıca yine burada Medine’nin bereketi için dua etmişler. Medine tren istasyonunun ziyarete açık bir zamanına denk gelenler bu Peygamber(sas) hatırasını ziyaret edip içinde bir ziyaret namazı bile kılabilirler.
Hamidiye Mescidi
Bir defasında, Osmanlı padişahı II. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı Hamidiye Mescidi’nin ayakta olduğunu ve hâlâ hizmet vermeye devam ettiğini duyunca arkadaşlarımız çok etkilendiler. Hiç olmazsa bir vakit namazı orada kılalım dediler. O gün öğle namazı sonrasında hava sıcaklığının biraz azalmasıyla birlikte dışarıya çıkıp Anberiye’ye doğru ilerledik. Sokaklar gayet tenha, çünkü insanların bir kısmı mescitte ibadet ederken diğer kısmı ise uykuda. Dükkânlarınsa çoğu kapalı. Buralarda hayat ikindi namazından sonra başlıyor ve gece geç saatlere kadar sürüyor. İnsanlar genelde öğleye kadar istirahat ediyorlar.Halife mescitleri olarak adlandırılan Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali mescitlerini geçerek üst caddeye doğru ilerliyoruz. Anberiye’de Sultan II. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı tren istasyonunun yanından karşıya geçerek Hamidiye Camii’nin yanma geliyoruz. Yapı, gayet gösterişli ve kara kesme taşlarla örülerek inşa edilmiş. Bu taşlar bizim Ahlat civarından çıkan Ahlat taşma benziyor. Giriş kapısının kavsarasındaki mukarnaslar bana İstanbul camilerini hatırlatıyor. Osmanlı genelde gittiği yerlere inşa ettiği yapılarda oraların yerel mimarilerine de bağlı kalmaya çalışmış. Birçok sahabe camisinde Arap mimarisine has özellikleri devam ettirmiş. Ama bu yapı her şeyiyle tam bir Osmanlı camisi... Burada durarak Osmanlı padişahlarına, ama özellikle de bu camiyi yaptıran Sultan II. Abdülhamid Han’a uzun uzun dua ediyoruz.
Hicaz Demiryolu’nun Son Halkasi: Medîne Tren İstasyonu
Bir ecdat yadigârı olan Medine tren istasyonu, Anberiye denilen mevkide bulunuyor. Burası, eski Medine şehrinin giriş mahallidir. Fakat bugün şehir büyüdüğü için şehrin ortalarında kalmaktadır ve Mescid-i Nebevî’ye 1 kilometrelik mesafede bulunmaktadır. Eskiden hacılar trenden burada inerler ve yaya olarak salâvat-ı şerifeler getire getire Efendimiz’in(sas) huzuruna giderlermiş. Tren istasyonunu dikkatli bir gözle incelediğimizde her bir yanma Peygamber sevgisinin tezahür ettiğini görürüz. Ecdadımız bu istasyonu inşa ederken Medine’ye girmesi gereken tren yolunun raylarını aksi istikamette dolandırıp şehre öbür tarafından sokmuş ve herkesin öncelikle Peygamberimiz’in(sas) yeşil kubbeli türbesini görmesini ve 0’na(sas) selam vererek şehre girmesini arzulamıştır. Nitekim Mukaddes EmaneÜer adlı kitapta da yer aldığı gibi I. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti’nin İstanbul’dan gönderdiği son emanetleri almak için gelen trenin lokomotifinin üzerine bile, “Esselâmu aleyke yâ Resulallah” yazılmıştır. Ecdadımızın bu tren istasyonundaki rayların üzerlerine bir dönem keçe döşettiklerini ve böylece trenin raylara sürtünmesi ile meydana gelecek sesten Peygamber Efendimiz’in(sas) ruhaniyetinin rahatsız olmamasını gaye edindiklerini de biliyoruz.Medine tren istasyonu bir ucu İstanbul Sirkeci garında, diğer ucu Medine’de olan Hicaz Demiryolu’nun son halkasını temsil eden muhteşem bir eser olarak ayakta durmaktadır.Tarihler 19. yüzyılın sonu ve Avrupa’nın Osmanlı’yı “Hasta Adam” diyerek teneşire koymaya çalıştığı zamanlan göstermektedir... Devletin başına geçen büyük sultan II. Abdülhamid Han, o dönemde büyük devletlerin bile cesaret edemediği bir projeyi kendi imkânlarıyla başarmıştır. Sultanın bu projeden gayesi İstanbul ile bu uzak toprakları daha kuvvetli bağlarla birbirine bağlamak; petrolün bulunması ile bu topraklar üzerinde başlayan İngiliz entrikalarına mani olmak; hac, umre ve surre alayları gibi seyahatleri daha kolay, güvenli ve hızlı bir şekilde gerçekleştirebilmektir. Bu projenin tamamlanması ile birlikte Ingilizler çok endişelenmişler fakat ihanet kokan oyunlarla insanları kandırmışlar ve onları para karşılığı bu tren raylarına zarar vermek için kullanmışlardır. Lawrence gibi İngiliz casusları, yoldan sökülerek getirilecek her bir ray demiri için altın paralar vadetmişlerdir. Her şeye rağmen bugün bile, Hicaz Demiryolu projesinin geçtiği Türkiye, Suriye, Ürdün, Lübnan gibi ülkelerde bu orijinal Osmanlı rayları ve tren istasyonları hâlâ kullanılmaktadır.İstasyonun hemen yanında Sultan II. Abdülhamid Han’ın kesme taştan yaptırdığı Hamidiye Camii de tüm güzelliği ile hâlâ ayaktadır.
Secde Mescidi.
Medine sokakları Hz. Muhammed’e(sas) ait nice iz ile süslü. Önünüze çıkacak herhangi bir mescidin adından yola çıkarak yüzyıllarca önceki bir hatırayı yakalamamanız mümkün değil. İşte onlardan bir tanesi, halk arasında farklı isimlerle anılan bir mescit. Buraya Abdurrahman bin Avf ya da Ebu Zer Gıfar! Mescidi diyenler var. Ama asıl adı: Secde Mescidi. Çünkü Kâinatın Efendisi(sas) burada uzun bir secde yapmış. Peygamber Efendimiz(sas) geceleri zaman zaman evinden dışarıya çıkar ve ıssız yerlere giderek Rabbine ibadet edermiş. Sahabeden bazıları da, “kendisine bir şey olur,” diye endişe ederek ö’nu(sas) gizlice takip edermiş. Bir keresinde Peygamberimiz(sas) Medine dışına çıkarak bugün Secde Mescidi’nin olduğu yere gelmiş ve namaza durmuş. Arkasında da O’nu (sas) gizlice takip eden Abdurrahman bin Avftra) varmış. Peygamberimiz(sas0 secdeye gitmiş ama dakikalar geçtiği halde bir türlü doğrulmamış. Abdurrahman bin Avh”5 artık iyice endişelenmeye başladığı sırada Peygamberimiz(sas) başını kaldırıp selam vermiş ve arkasındaki kişinin kim olduğunu sormuş. Abdurrahman bin AvPra), “Benim ya Resulallah!” demiş. Peygamberimiz(sas) gayet mütebessim bir haldeymiş. Sahabe bunun sebebini sorunca Peygamberimiz(sas) bu uzun secdesinin ’ sebebini anlatmış ve o secde sırasında kendisine, “Peygamberleri için salâvat getirenlere şefaat edileceği müjdesinin geldiğini,” haber vermiş. İşte bu nedenledir ki bu mevki yüzyıllarca secde mevkii olarak kalmış ve sonrasında buraya yaptırılan mescide de bu isim verilmiştir. Secde Mescidi yeni bir yapıdır. Bugünkü cami binasının birkaç yıl önce yapıldığını, önceden bunun yerinde bir Osmanlı camiinin bulunduğunu öğreniyoruz. Böyle mübarek bir mekânda namaz kılmak, Peygamber Efendimiz(sas) gibi uzun secdeler yapmak ve ö’nun(sas) şefaatine nail olmak için çokça salâvat-ı şerife getirmek gerçekten çok anlamlı...