Mescid-i Nebevi, Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa'dan sonra, yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir. Bu konuda Resulullah (s.a.s)'den bir çok hadis varit olmuştur. Mescid-i Nebî'de, bir bölüm vardı ki, Resulullah (s.a.s) burayı Cennet bahçelerinden bir bahçe olarak nitelemiştir. Ayrıca minberini de aynı şekilde vasıflandırmıştır. Bir hadiste şöyle denilmektedir: Resulullah, bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe okurdu. Ashabdan biri şöyle dedi: Ya Resulullah! Senin için bir şey yapalım ki, cuma günü üzerine çıktığın zaman insanlar sizi görsün ve hutbenizi duyabilsinler dedi. Bunun üzerine Resulullah; olur dedi. Üç basamaklı bir minber yapıldı. Daha önce yaslanıp hutbe okuduğu kütüğü geçince, kütükten on aylık gebe devenin inlemesi gibi iniltiler gelmeye başladı. Resulullah onu eliyle meshetti ve ses kesildi (Buhârî, Cuma, 26; Nesaî, Cuma, 17; İbn Mâce, İkame, 199; İbn Sa'd, a.g.e.,I, 239-254). Resulullah (s.a.s), bu minberin üzerine çıktığı zaman şöyle demişti: Evimle minberimin arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim de Cennet bahçelerinin üzerindedir (Ahmed b. Hanbel, II, 36, 450, 534; V, 41). Diğer bir hadis de; Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir (Ahmed b. Hanbel, II, 236) şeklindedir. \n Minber hakkındaki başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır: Minberimin ayakları Cennet üzerindedir (Ahmed, b. Hanbel, VI 289, 292, 318; Nesaî, Mesâcid, 8). Bu hadisler, Mescid-i Nebevî'nin, Resulullah'ın minberi de dahil olmak üzere, minberi ile evi arasında kalan bölümün Cennet bahçelerinden birisi hükmünde olduğunu teyit ederek ortaya koymaktadır. Buna göre, burada bilinçli bir şekilde bulunan, namaz kılan veya başka bir ibadetde bulunan, yaptığı şeyleri Cennet bahçelerinden birinde yapmış gibidir. Yeryüzünde namaz kılmak ve ziyaret etmek maksadıyla yolculuğa çıkılabilecek üç mescitten birisi Mescidi Nebî'dir. Bir hadis-i şerifinde Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: Üç mescitten başka bir yere (ibadet etmek için) özel olarak yolculuk yapılmaz: Mescid-i Horam, Mescid-i Aksa ve Benim mescidim (Buharî, Fedâilü's-Salat, 1, 6). Mescid-i Nebî'de kılınan namaz, diğer mescitlerde kılınan namazlardan çok daha faziletlidir. Sa'd ibn Ebi Vakkas (r.a)'dan Resulullah (s.a.s)'ın şöyle söylediği rivayet edilmektedir: Mescitimde namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescitlerde kılınan bin rekât namazdan daha hayırlıdır (Ahmed b. Hanbel, I,184); Başka bir rivayette daha faziletlidir (Hanbel, I, 16; Nesai, Mescid,4) buyrulur. Bunun içindir ki, hac farizasını ifa etmek için bu topraklara yönelen insanlar, bir müddet Medine'de kalarak Mescid-i Nebî'de ibadet etmenin güzelliklerinden faydalanmaya çalışırlar. Namazın dışında, diğer hayırlı ameller için de Mescid-i Nebevî üstün bir mahaldir. Orada yapılan her ibadet kat kat fazlasıyla mükafatlandırılır. Bunun böyle olduğunu vurgulamak için Resulullah (s.a.s) bir hadisinde, Allah yolunda cihat ile kıyas yaparak şöyle buyurmaktadır: Mescitime bir hayrı öğrenmek veya öğretmek için gelen, Allah yolunda cihat eden kimse gibidir. Bunun dışında gelen, başkasının kazancını seyreden kimseye benzer (Ahmed b. Hanbel, II, 418). Resulullah (s.a.s), Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa yanında kendi mescidinin konumunu bildirmek maksadıyla şöyle demiştir: Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Mescitim de mescitlerin sonuncusudur (Nesaî, Mesâcid, 7). Bu hadisler, zikredilen bu üç mescitin dışında inşa edilecek hiç bir mescitin, diğerlerinden farkı olmadığını ve fazilet bakımından birbirine denk olduğunu da ortaya koymaktadır.

Mihrap: Mescid-i Nebevî inşa edildiğinde herhangi bir mihraba sahip değildi. Zaten Rasûl-i Ekrem’in namaz kıldırdığı yer belliydi. Ancak Ömer b. Abdülaziz devrinde mescidi yeniden inşa ettirirken mescidin ön duvarına hafifçe oyulmuş bir niş tarzında bir mihrap ilave etmiştir. O devirden beri Mescid-i Nebevî’de bir mihrap kullanılmaktadır. Zaman içinde mescidin diğer bölümlerinde olduğu gibi mihrabında da zaman zaman yenilenmeler ve ilaveler söz konusudur. Fakat 888 (1483) senesinde Memluk sultanı Kayıtbay, siyah-beyaz ve renkli mermerden yeniletip madalyon ve şerit halinde celî sülüs yazılar ve geometrik motiflerle süslettiği mihrap asırlar boyunca kullanılmıştır. 1984 senesinde ise bugünkü halini almıştır. Ana mihrabın yanı sıra Mescid-i Nebevî’de bu mihrabın dışında nişane/işaret maksadıyla yapılmış başka mihraplarda bulunmaktadır. Söz gelimi, Rasûlullah’ın geceleri daima teheccüt kıldığı yere yapılan, Mihrabü’t-teheccüd; Hz. Osman’ın namaz kıldığı yere yapılan, Hz. Osman Mihrab’ı; Hücre-i Saadetin arkasında maksure içinde Hz. Peygamber'inkine benzeyen tezyinatlı Hz. Fatıma Mihrab’ı bulunmaktadır. Bunlardan başka mezhepler için yapılmış ayrı ayrı mihraplar da Mescid-i Nebevî’de mevcuttur. Minareler: Mescid-i Nebevî ilk inşa edildiğinde Bilal-i Habeşî, kıble tarafında iple tırmanarak çıktığı üstüvâne denilen bir yerde ezan okumaktaydı. Şekil itibariyle silindir biçiminde olan bu mevki daha sonraları inşa edilen minarelere esin kaynağı olmuştur, diye düşünülebilir. Medine’deki ilk önemli imar faaliyetlerinde bulunan Halife Ömer b. Abdulaziz, mescidi genişletirken dört bir köşesine 8x8 zirâ’a ebadında bir kaide üzerine oturan yaklaşık 26 m. yüksekliğinde dört adet minare inşa ettirmiştir. 97 (716) senesinde Süleyman b. Abdülmelik güney-batı köşesinde olan minareyi, mesken mahremiyetine zarar verdiği için şerefesine kadar yıktırmıştır. Asırlar boyunca 3 minareli olan mescit 706 (1306-7) yılında Muhammed b. Kalavun tarafından Babüsselam minaresi yaptırılmıştır. Bu minare IV. Mehmed zamanında yenilenmiştir. 13 Ramazan 886 (5 Kasım 1481) tarihindeki yıldırım düşmesi sonucu yanan ve yıkılan mescid tamir edilirken bütün minareler tekrar inşa edilmiştir. Memluk sanatının en ince ve güzel işçiliklerinin yer aldığı minarelerden biri güney-doğu köşesinde bugün hala daha mevcuttur. Baş müezzin bu minarede ezan okuduğu için ona Reîsiyye adı verilmiştir. Osmanlı devrinde Kanunî ve Sultan Abdülmecid taraflarından inşa ettirilen diğer minareler tamamen Osmanlı mimari üslûbunda olup, Suudiler devrinin ilk genişletme çalışmalarına kadar yerlerini muhafaza etmişlerdir. İlk Suudi yenilenmesinde sayısı altı olan minareler 1994 yılı genişletme çalışmalarında on adet olmuştur. Bu yeni minarelerin yükseklikleri 104 m. olup dörder şerefelidir. Minarelerin alt kısmı kare, ortası sekizgen, üst kısmı ise silindirik gövdelidir. \n Minber: Hz. Peygamber, mescidinde cemaate hitap ederken dayanması için hurma ağacından olan büyük bir kütüğü kullanmaktaydı. Daha sonra cemaatin Rasûlullah’ın yüzünü göremeyip sesini de işitememesi üzerine hicri 7. (628) veya 8. (629) yıllarda ılgın ağacından 50x125 cm ebadında ve bir metre yükseklikte, arkasında 3 sütunu bulunan 3 basamaklı ilk minber yapılmıştır. İlk halifeler Rasûlullah’a hürmetten dolayı üçüncü basamağı kullanmamışlar ve bu basamağı bir tahta parçasıyla kapatmışlardır. Hz. Osman devrinde minber üzerine bir kubbe yapılarak kumaşla örtülmüş, ayrıca merdivenler abanoz ağacıyla kaplanmıştır. Muaviye b. Ebû Süfyan zamanında ise minber altı basamak daha yükseltilmiştir. Bu ilk minber 654 (1256) senesine kadar kullanılmıştır. Aynı yıl meydana gelen yangında minber yanınca Yemen hükümdarı el-Melikü’l-Muzaffer Şemseddin tarafından gönderilen minber 656 (1258) yılında yerine yerleştirilmiştir. Bu tarihten sonra 666 (1268)’da Sultan I. Baybars, 797 (1395)’de Memluk sultanı Berkuk, 820 (1417)’de bir başka Memluk sultanı Şeyh el-Mahmudî tarafından minber yenilenmiş veya yenisi gönderilmiştir. 886 (1481) senesinde minber tekrar yanınca Medineliler tarafından tuğla alçıdan yapılan minber, 888 (1483) senesinde Sultan Kayıtbay tarafından gönderilen mermer minberle değiştirilmiştir. 998 (1590) tarihinde Osmanlı sultanı III. Murad’ın İstanbul’da imal ettirip süslettirdiği mermer minber, Medine’ye gönderildiğinde Kayıtbay’ın minberi Kuba mescidine taşınmıştır. Halen Sultan III. Murad’ın minberi Mescid-i Nebevî’de kullanılmaktadır.